Hamburg Notları
- Melike Yaman
- 18 Mar
- 3 dakikada okunur
Merhaba, ben Melike. Kendimi tanıtacak kısa bir yazı yazmak için çok düşündüm. Sonra fark ettim ki birazdan okuyacaklarınızla birlikte beni zaten biraz da olsa tanımış olacaksınız. O yüzden sözü fazla uzatmadan, hoş geldiniz.
Bir tatil esnasında, gidilecek bir sonraki durağa karar vermeye çalışırken gelen bir mesajla yüzüm gülümsedi. “Eğer istersen gezdiğin yerleri ve burada yaşadığın deneyimleri bir fotoğrafçının gözünden dinlemek isteriz.” yazıyordu mesajda. İki kez okuduktan ve çok şaşırıp mutlu olduktan sonra işte şimdi bu satırları yazmaya başladım. Hangi şehirle başlayacağıma karar vermem çok zor olmadı; beni gülümseten mesajı aldığım şehir olacaktı elbette.

Almanya’ya ilk gidişim Hamburg şehrine oldu. Her yolculuk öncesi beni saran o heyecan yine vardı. Görülecek yeni bir şehir kadrajıma nasıl yansıyacaktı, her seferinde en çok merak ettiğim şeylerden biriydi. Çok önceleri bunu bir zorunluluk gibi hissediyordum. Aslında her zaman fotoğrafa bir merakım vardı ama bunu görev gibi yapınca ve “çok güzel fotoğraflar çekmeliyim” diyerek kameramı elime alınca hiç de tatmin olmadığımı çok sonraları fark ettim. Geçen gün bir arkadaşıma “kameramla bağ kuramadım gibi hissediyorum” demiştim. O da fotoğraflarımı çok sevdiğini ve belki de biraz daha zamana ihtiyacım olduğunu söyledi. Aslında bu kadar basitti. Farkında olmadan yine kendime bir görev atamıştım.

Hamburg, sanırım denizin ve şansıma güzel havanın da etkisiyle, bütün önyargılarımı kıran bir şehir oldu aslında. Yeni bir yere gittiğimde önyargılarımdan sıyrılıp gitmeye çalışırım genelde, ama başkalarının tecrübeleri ya da izlenen bir video ister istemez kafamda bir profil oluşturuyor. Bu yargılardan kurtulmam gerektiğini bu kez bir kez daha çok derinden hissettim. Çok güzel bir parkta bir banka oturup insanları izlemek bile bazen yeterli oluyor. Herkesin tecrübesi farklıdır; bunu kendime daha sık hatırlatmam lazım.

Şehrin kalabalığıyla kendi içimdeki sakinliğin uyumu, acele etmemem gerektiğini yeniden hatırlattı bana. Siparişi verirken kararsız kalınca, arkamda oluşan sıradaki insanlar için endişelenmemem gerektiğini de; tıpkı bir barmenin nazikçe gülümseyerek hatırlatması gibi.
Bir müzede, yüzyıllar önce yapılmış bir resmin önünde şimdiki zaman ile yüzyıllar
öncesinin buluşması benim için her zaman çok güzel bir andır. Ya da güzel havayı fırsat bilip kendini deniz kenarına atmış, mutluluktan gülümseyen bir insanın kadraja girmesi… Bit pazarında merakla ve ilgiyle kitapları kurcalayan bir kadın, habersizce bir kuşla aynı kadraja girmiş bir adam, çok güzel bir binanın penceresinde kanat çırpan bir kuş, yeni bir şehirde merakla yolunu bulmaya çalışan insanlar… Ama en çok da fotoğrafının çekildiğinin farkında bile olmadan öylece dururken harika bir fotoğrafın ortaya çıkmasına vesile olanlar. Bazen endişeli bir yüz, bazen bir kahkaha, bazen de kendini kitabına kaptırmış bir insan… Ya da bir trabzana konmuş, dinlenirken denizi izleyen bir kuş. Bunların hepsi Hamburg’ta bana eşlik etti. Kamerama misafir oldular. Mimarisiyle beni büyüleyen Rathaus’un hemen karşısında oturup bir kahve içmek, Elbphilharmonie binasından Hamburg’u izlemek çok güzeldi. Yeme içme konusu oldukça göreceli olduğundan tavsiye vermekten hep çekinmişimdir. Ama şunu söyleyebilirim: Aklım hâlâ yiyemediğim patates kızartmalarında. Bir de güzel kahve ve tatlı bir ortam arayışınız olursa, Public Coffee Roasters’ı önermiş olayım.
Hamburg’tan 8 Mart’ta ayrılmak için metroya binecekken gözlerimi dolduran bir an yaşadım. Tam bineceğim metro geldiğinde kapılar açıldı ve yüzlerce kadın, yüzlerinde kocaman gülümsemeler ve ellerinde pankartlarla metrodan indiler. Tüylerimi diken diken eden, ‘Keşke vaktim olsaydı da meydana gidip fotoğraflar çekebilseydim’ dedirten bir andı. Ama olsun; hiç unutmayacağım anılar listemde en üst sıralarda yerini alan bir anı oldu benim için.”
Buraya eklediğim fotoğraflar, biraz da çektikten sonra içimden kendime minik bir “aferin” dediğim ya da baktığımda bana bir şeyler hissettiren fotoğraflar aslında. İnsanların fotoğraflarını fark ettirmeden çekmek; onların, bana göre en güzel, en durgun, en “oldukları gibi” hallerini yakalamak en sevdiğim şeylerden. Size de geçen duygular olabilirse ne mutlu.
Hoşça kalın.















