top of page

Meis Notları

Yeniden merhaba,

Güneşli ve güzel bir Ocak gününde, senelerdir ertelediğim “Kaş’tan feribota atlayıp Meis’e gitme” planımı sonunda gerçekleştirdiğim o tatlı güne, bugün fotoğrafları karıştırırken geri döndüm. “Nasılsa yakında, bir gün gideriz” diye diye ertelenen planlardan biri olmaktan çıkmış oldu böylece. Feribota binip adaya geçiş ise toplamda 10 dakika süren, kısacık ama keyifli bir yolculuk.

Ada deyince elbette deniz, kum, güneş üçlüsü geliyor insanın aklına. Şımarıklık gibi olmasın ama ben zaten doğduğumdan beri bu üçlünün olduğu yerlerde yaşadım. O yüzden adaya kışın gitme fikri bana hiç de garip gelmemişti. Ama gidip görünce “buraya yazın da mutlaka gelelim” fikri zihnimin bir köşesine usulca yerleşti, kabul ediyorum… kaçış yok.


Kaş’tan bakınca herkeste “yüzerek gidilmez mi?” hissi uyandıran bu küçücük ada,

aslında Antik Çağ’dan günümüze birçok hikâye taşıyor. Tarih boyunca pek çok uygarlığa ev sahipliği yapmış olan adanın mimarisinde farklı kültürlerin izlerini görmek mümkün. Pastel renkli Yunan evleri, İtalyan etkili binalar (ki açık ara favorim oldular) ve Osmanlı’dan kalan detayların iç içe geçmesiyle Meis, insanın bakmaya doyamadığı bir görsellik sunuyor.

Sahil kenarına dizilmiş binaların camlarına yansıyan manzaralar, sakin sokaklar, her köşede miskin miskin güneşlenen kediler, telaşsız ve güler yüzlü yerlisi… Meis daha ilk andan insanı yavaşlatıyor. Ahşap, yeşil sandalyeli masalar ise insana direkt “keşke arkadaşlarımızla gelseydik” dedirtiyor. Böyle olunca “yazın mutlaka gelelim” fikri biraz daha kök salıyor tabii.


Adanın genelinde hep iyi hissettiren, yavaşlamaya davet eden bir hava var. Gittiğim yerlerde kütüphane gezmeyi çok seven biri olarak beni üzen tek şey, kütüphanesinin kapalı olmasıydı. Ama zaten Meis öyle bir yer ki… Kafanı çevirip bir sokak arasına baktığında o güzel binaları ve manzarayı görünce insanın morali hemen yerine geliyor.

Kış olduğu için birçok mekân kapalıydı. Ama zaten kalabalık olmadığı için açık olan yerler fazlasıyla yetti. Yine de önceden kaydettiğim birkaç lokal lezzet noktasının kapalı olması biraz içimde kaldı, yalan yok. Ama çözüm basit: Adadaki fırından bir şeyler al, sahilde bir kahve söyle ve manzaranın tadını çıkar… Daha ne olsun?


Kahve içmek için oturduğumuz bir kafede “Size özgü deneyebileceğim bir şey önerir misiniz?” diye sorduğumda bana Metaxa öneren o tatlı kıza da buradan tekrar teşekkür etmek isterim. Şu an içsem aynı keyfi alır mıyım bilmiyorum ama o an içimi ısıtan tadını hiç unutamıyorum.


1991 yılında adada Mediterraneo isimli bir İtalyan filmi çekilmiş ve 1992’de Yabancı

Dilde En İyi Film Oscar’ını kazanmış. Bunun etkisiyle bir dönem adaya İtalya’dan yoğun turist gelmiş. Film, II. Dünya Savaşı sırasında bir grup askerin küçük bir Yunan adasına gönderilmesini ve zamanla savaşın gerçekliğinden koparak adanın sakin hayatına uyum sağlamalarını anlatıyormuş. Konusu bile Meis’in ruhunu çok güzel özetliyor aslında. Ben de en kısa zamanda izlemek istiyorum.

Sahilden kısa bir yürüyüşle ulaşabileceğiniz Agios Konstantinos ve Eleni Kilisesi’nin sakin bahçesinde vakit geçirebilir, çok güzel fotoğraflar çekebilirsiniz. Kastellorizo Arkeoloji Müzesi’ni maalesef kapalı olduğu için göremedik ama bir sonraki gelişimde mutlaka ziyaret etmek istiyorum. Müzeler, bulunduğu yerin hikâyesini kısa yoldan anlatabildiği için benim için her zaman ayrı bir yerde.

Yazın nasıl olur bilmiyorum ama bana verdiği his çok net: Büyük otellerin, trafiğin ve karmaşanın olmadığı bir tatil isteyenler için çok doğru bir adres. Gürültülü mekânların, kalabalık beach’lerin olmadığı bir yerde sadece deniz, manzara ve huzurla baş başa kalmak isteyenler için birebir.


Dönüşte, mutlu yüzlerle dolu feribotta güneş yine tüm cömertliğiyle bize eşlik etti. Hafifyorgun ama içi dolu bir huzurla, “tekrar görüşmek üzere” diyerek ayrıldık Meis’ten.


Bazı yerler vardır; kısa sürer ama etkisi uzun kalır. Meis de benim için tam olarak

öyle bir yerdi.


Bir sonraki gezide görüşmek dileğiyle, Adío! ✨

 
 
bottom of page